Orhan Okay: Hepimizin hocası

Orhan Okay, gerek emekliliğine rağmen 45 yıldır devam eden ve en feyzli ve en bereketli meslek olarak tanımladığı öğretmenliğinde gerekse de Beşir Fuad'dan Abdülhak Hamit'e, Mehmet Akif'ten Necip Fazıl'a dek ileride Türk aydınının düşünsel soykütüğünü çıkarmaya niyet edecek kişilerin dönüp bakacağı çalışmalara imza atan araştırmacı yanında hep işinin hakkını veren bir kültür adamı olarak mütevazı ve verimli bir ömür sürdürüyor.

Orhan Okay, üç kuşaktır İstanbul'da yaşayan Malatya Arapkir'li bir ailenin çocuğu olarak Balat'ta Haliç'e inen yokuşlardan biri olan Salmatomruk Caddesi'nde (sonradan adı Sultan Çeşmesi olarak değişir) 26 Ocak 1931'de dünyaya gelir. Mesleği polis olan Babası Salih Bey ile annesi Naciye Hanımın çocuğu olan Orhan Okay'ın çocukluğu bahçelerin, bostanların bugün hayal edilmesi bile mümkün olmadığı büyüklükte olduğu bir İstanbul'da geçer. İstanbul'un içinde çocukların oynadığı mağaraları vardır.

Rami alabildiğine üzüm bağları ile kaplıdır, Mecidiyeköy ise dutluk ve çilek bahçeleriyle. Orhan Okay'ın doğduğu Balat semti ise Yahudi, Rum ve Ermenilerin iç içe yaşadığı; aynı zamanda Girit, Arnavut ve Romanya Türklerinden o tarihlerde 'acem' olarak bilinen Azerilere, Kırım ve Romanya Tatarlarına dek son derece renkli bir dinler ve kültürler panoramasına sahiptir. Babasının görevi dolayısıyla 2 yıl Ankara'da kalması dışında İstanbul'da büyüyen Okay, 17. İlkokul ve Edirnekapı Ortaokulu'ndan sonra Vefa Lisesi'ne gider.

Felsefe mi edebiyat mı?

Ortaokul'dan itibaren Sahaf'ların müdavimi olmaya başlayan Orhan Okay'ın Vefa Liesi'ndeki öğretmenleri arasında Reşad Nuri Güntekin, Nurettin Topçu, Reşad Ekrem Koçu ve daha sonra aynı Üniversite'de görev alacaği Mehmet Kaplan'ın eşi Behice Kaplan yer alır. O yıllarda şahsiyetini etkileyen diğer iki kişi ise Nurettin Topçu'nun da bağlandığı ve Kazn'lı bir Nakşibendi olan Abdülaziz Bekkini Efendi ve İmam Hatip Okullarının kuruluşuna büyük emeği geçen Celalettin Ökten Hoca'dır.

Orhan Okay, bu isimler arasında özellikle Nurettin Topçu'ya ayrı bir yer verir ve onun için "ölünceye kadar hocam oldu" der. Liseyi bitirdikten sonra Nurettin Topçu'nun etkisiyle Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde 1 yıl kadar okuyan Okay, gelecek kaygısıyla yeni açılan Çapa Yüksek Muallim Mektebi'ne gider ve orada Felsefe bölümü her nedense öğrenci kabul etmediği için 'Türk Dili ve Edebiyatı' bölümüne 2 numaralı öğrenci olarak kaydolur.

İlk yazısı 1953'te "Türk Sanatı" dergisinin Nisan sayısında yer alan "İfadenin Masumiyeti" başlıklı metin olan Orhan Okay, 1954 ve 1955'te İstanbul Dergisi'nde her ay "Dergiler - Yayınlar - Olaylar" üst başlığı ile o ayın kritiğini yapan yazılar kaleme alarak ilk adımlarını atar. Ancak Okay'ın yazı hayatında, öğretmenliği, doktora yılları ve Paris yolculuğu ile nihayet bulacak 10 yıllık bir parantez açılır ve bu dönemde herhangi bir yayın faaliyetinde bulunmaz.

Erzurum'da bir "İstanbul'lu Hoca"

Bu okulu bitirdikten sonra mecburi öğretmenlik görevini yerine getirmek üzere İstanbul'dan vapurla üç günde Hopa'ya varır. Hopa'da bir gece misafir kaldıktan sonra da 7 - 8 saatlik bir otobüs yoculuğu ile görev yapacağı o tarihlerde 3 bin nüfuslu olan Artvin'e varır. Askerliğini Merzifon'da yapan Okay, daha sonra Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi'nde görev yapar.

1958'de açılan Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'ne kurucu dekan olarak atanan Mehmet Kaplan'ın davetiyle akademik kariyerinin ilk adımını atarak 36 sene yaşayacağı Erzurum'a 1 ay kadar önce evlendiği Mübeccel Hanımla birlikte gider. Beşir Ayvazoğlu, Defterimde Kırk Suret adlı kitabında Orhan Okay'ın Erzurum yılları için şunları yazar:

"Bir hoca, bir estet, bir kültür adamı olarak Erzurum'da bir cazibe merkezi olarak yaşayan ve yüzlerce talebe yetiştiren Orhan Okay, 1950'lerden itibaren önce büyük merkezlerde başlayan ve bir süre sonra da küçük merkezlere sıçrayan değişmeyi, Erzurum'da, dikkatle - ve acı duyarak - izlemiş, Erzurumlular Erzurum'u terkederken, o, İstanbul'lu kalarak Erzurum'da yaşamakta ısrar etmiştir."

Yeni kurulan ve o zamana kadar alışılmışın aksine merkez olarak Erzurum'un seçildiği Atatürk Üniversitesi henüz eğitim ve araştırma yapabilecek pek çok imkandan mahrumdur. Rahmetli Seyfettin Özege'nin bağışına dek doğru dürüst bir kütüphanesi bile olmayan Üniversite'de asistan olan Okay, kadro sıkıntısı nedeniyle daha asistanken adeta bir profesörün sorumluluklarını yüklenmenin zorluklarıyla da baş etmek durumundadır.

Beşir Fuad: İlk pozitivist

Türkiye'de "Yeni Türk Edebiyatı" alanında yapılan dördüncü doktoranın sahibi olan Orhan Okay, konu olarak doktora hocası Mehmet Kaplan'ın ilk baskısının tashihlerini kendisinin yaptığı "Şiir Tahlilleri" adlı kitabında ismine rastladığı Beşir Fuad'ı seçer. İntiharla noktalanan 35 senelik ömründe Fransızca, İngilizce ve Almanca'yı öğrenerek yirmiye yakın kitaba ve yüzlerce makaleye imza atan Beşir Fuad'ı düştüğü unutuluş kuyusundan çıkaran Orhan Okay, onunla ilgili nesnelliği büyük ölçüde kabul olunan bir araştırma yapar. Orhan Okay, daha sonra kendi lisans ve doktora öğrencilerine de onların mizaç ve meşreplerine zıt ya da çelişik konu ve kişilerle ilgili çalışmalar yaptırarak ufuklarının açılmasına yardımcı olacaktır.

Orhan Okay doktorasını tamamladıktan sonra eşi ve ilk çocuğuyla birlikte Paris'e gider. Ancak Paris'te çocuklu bir ailenin kiralık ev bulması neredeyse imkansızdır. Çünkü Fransızlar çocuklu ailelere kat'iyen ev kiralamamakta ve pek çok Fransız ailesi otellerde kalmaktadır. Ancak İstanbul'dan göç eden Ermeni cemaatıyla karşılaşması Okay'ın bu sıkıntısına çözüm olacak ve bir Ermeni kadının evini kiralayacaktır. Okay , Paris'te Fransızca öğrenirken, bir yandan da müzeleri, sahafları, kütüphaneleri gezer ve bol bol fotoğraf çeker.

Doktorasında Beşir Fuad'ı konu alan Okay, 1975'te Ahmet Mithat Efendi ile ilgili çalışmasıyla doçent, 1988'de Necip Fazıl Kısakürek'le ilgili teziyle de profesör olur. Değişik tarihlerde Erzurum'da Eğitim, İlahiyat Faülteleri ve Yüksek İslam Enstitüsü'nde ek görevler alan hoca, 1 yıl kadar da Elazığ Fırat Üniversitesi'nde misafir öğretim üyeliği yapar. 36 sene sonra İstanbul'a dönmeye niyet eden Orhan Okay hoca bu amaçla 1994'te emekli olacağı 1996'ya kadar çalışacağı Sakarya Üniversitesi'ne geçer.

Orhan Okay'ın emekli olmasından sonra öğrencileri vefa borçlarını Yedi İklim dergisinin "Orhan Hoca'ya saygıyla" başlığı ile yayınlanan Eylül 1996 tarihli sayısında ve Dergah Yayınları'ndan çıkan Orhan Okay'a armağan adlı kitapla dile getirirler.

Eserleri

Sanat ve Hayat, Beşir Fuad - İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti, Abdülhak Hamit'in Romantizmi, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi, Şeyh Galip Hüsnü Aşk (Hüseyin Ayan'la), Necip Fazıl Kısakürek, Mehmed Akif - Bir Karakter Heykelinin Anatomisi, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Safahat (Mustafa İsen'le birlikte), Edebiyat ve Kültür Dünyamızdan - Makaleler - Denemeler - Sohbetler, Kendi Sesinin Yankısı Ahmet Hamdi Tanpınar, Silik Fotoğraflar. Bunların dışında Orhan Okay'ın kaleme aldığı ve dergi, gazete sayfalarında yer alan pek çok denemesi, makalesi ve incelemesi vardır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !